YÜREĞİMDE GİZLEDİĞİM

YÜREĞİMDE GİZLEDİĞİM (Fatin Murat SEFERBEYOĞLU'nun şiir kitabı...)
Kendi olmak, kendini yazmak... Üstelik kendi şiirini yazmak... Kendini yazarken yaşadığın toplumun bireyi olduğunun ayrımında olarak, toplumsal sorumluluğu üstlenerek yazmak... Fatin Murat SEFERBEYOĞLU bu bilinçle üretiyor şiirlerini. O, kendinden yola çıkarak bireyi olduğu toplumu, toplumun bireylerinden kendi bilincine yansıyanlarını yazıyor; yalın bir dille kolaycılığa kaçmadan... Bağlandığı damarın sorumluluğunu taşıyarak... Yüreğimde Gizlediğim'i okurken kendinizi, yüreğinizi bulacak; duyarlı bir yürekle bütünleşeceksiniz.



3 Ağustos 2010 Salı

Günün Yazısı

                                                     HARAMİLER SOKAĞI

“Sanatsız kalan bir ulusun hayat damarlarından biri kopmuş demektir.” diyor Atatürk. Ne güzel demiş değil mi? Sanatı olmayan, sanatçısı olmayan, sanatı ve sanatçısı üzerinde özgürlük rüzgarının esmediği bir ülkede, gelişmişlikten, sevgiden, barıştan ve kardeşlikten söz edebilir misiniz?
Sanatçı kimdir? Çağının fotoğrafçısı ve yaşananların duygusal bir tanığıdır… Bir ülkenin hangi köşesinde olursa olsun yaşadığı toplumun, gür sesli sözcüsüdür sanatçı… Öyleyse dil, kültür, toplum üçgeninde oluşan edebiyat, kime hizmet etmelidir? Elbette, topluma ve o toplumun yarınlarına…
Sanatın ve sanatçının üzerinde herhangi bir baskı oluşturursanız, sanatçının gelişmesine engel olursanız, sanatı birkaç kalemin görüş, duyuş ve düşünüşüne teslim ederseniz, o ülkede sanatsal çalışmaların ciddiyetinden söz edebilir misiniz?
“Sanatsız kalan bir ulusun hayat damarların biri kopmuş demektir.” diyor Atatürk… Ve maalesef bu sözün söylenmesinin ardından yarım yüzyıldan fazla bir zaman geçtiği halde, benim yurdumda sanat hala özgürlük rüzgarını tanımıyor… Yarım yüzyıl önce konmuş bir teşhisin tedavisi hala yapılamıyor benim ülkemde…
Türkiye’nin herhangi bir kentinde ya da kasabasındasınız… Yüreğinizi dolduran duygular, beyaz kağıda kimi zaman bir şiir, kimi zaman bir öykü, kimi zaman bir roman olarak dökülüyor… Toplumun bir bireyi olarak görüyor, duyuyor ve yazıyorsunuz… Ama sesinizi duyuramıyorsunuz… Niye mi? Çünkü, yazdıklarınızın, “birkaç kalem”den onay alması gerekir… Yazdıklarınızla birlikte “sanatsal mekanlarda!” boy göstermeniz gerekir… Bu ülkenin en değerli yazarlarını, şairlerini rakı sofralarına meze yapmanız gerekir… Türkü Barlarda ağıtlar eşliğinde kafayı bulmanız gerekir… Bu ülkenin yetiştirdiği önemli yazarlar ve şairler adına düzenlenen yarışmalarda seçici kurulun yazdıklarınıza “hımmmmm, enteresan!” demesi gerekir… Kentinizi, toprağınızı bırakıp “Kültür Başkenti”nin sokaklarında arz-ı endam etmeniz gerekir… Bütün bunları yapamıyor musunuz? O zaman diyalog değil monolog kurallarını öğrenmeniz gerekir…
Bütün bunların yanı sıra bir de internet var! Elektronik ortam… Eğer, yılmak yok, kavgaya devam diyorsanız, işte size bir fırsat… Şiir, öykü, edebiyat sitelerine üye olabilir, yazılarınızı toplumla paylaşabilirsiniz… Üye olduğunuz sitelerde yazılarınız, ilgiyle karşılanabilir, okuyuculardan tebrikler alabilirsiniz… Ama hemen sevinmeyin! Çünkü bu da yetmez… Bu kez de bu sitelerde açılan yarışmalarda, sitenin “gedikli üyeleri”nden olur almanız gerekir… Bu gedikli üyeler o kadar işlerinin erbabıdırlar ki, sitede okunma rekoru kıran ve okuyuculardan sürekli tebrik alan bir yazınız, bu gedikli kalemlerce ilk beşe bile dahil edilmez… Neden mi? E, artık bunu sormayın derim ben size…
Bir ülkede sanatı bir kente sıkıştırırsanız , sanatçıyı bir kentte yaşayan birkaç kaleme biat etmeye zorlarsanız, sanatı ve sanatçıyı “hadi bakalım, en güzel hanginiz yazıyor?” diyerek bir yarışın içinde eritirseniz, o ülkede, kültürel gelişmeden, sanatsal çalışmalardan söz edebilir misiniz?
Eğer siz de yazıyorsanız, ister “Kültür Başkenti”nde ister elektronik ortamda özgürlük rüzgarını duyumsayamıyor; ama yine de kimseye biat etmem diyorsanız, bölgecilik, şehircilik ve siyasi oluşumların dışında ve ötesinde yani “Haramiler Sokağı”nda değilim ve olmayacağım, diyorsanız, bu ülkede işiniz çok zordur… Kimi zaman Sait Faik olur, kendinizi bir adaya hapsedersiniz; kimi zaman Nazım olur, terk-i diyar edersiniz…Ama siz yine de yılmayın, onuncu köy mutlaka vardır, bu topraklarda…
Atatürk’ün bir sözü ile başlamıştık, gelin yine Atatürk’ün bir sözü ile bitirelim:
"Büyük olmak için hiç kimseye iltifat etmeyeceksin: Hiç kimseyi aldatmayacaksın. Ülke için gerçek amaç ne ise, onu görecek, o hedefe yürüyeceksin. Herkes senin aleyhinde bulunacaktır; herkes seni yolundan çevirmeye çalışacaktır, fakat sen buna karşı direneceksin. Önüne sonsuz engeller de yığacaklardır. Kendini büyük değil, zayıf, araçsız, hiç sayarak, kimseden yardım gelmeyeceğine inanarak bu engelleri aşacaksın. Bundan sonra da sana büyük derlerse, bunu söyleyenlere güleceksin."
Fatin Murat SEFERBEYOĞLU