BUMERANG
Elimde
tuttuğum Adana dürümün hiçbir anlamı yoktu o an... Ağzıma aldığım her lokma
büyüdükçe büyüdüyordu... Boğazıma diziliyordu her lokma... "Olmayacak
böyle" dedim, yarım bıraktım... "Yesene kuzum" dedi annem...
Sesi mi titriyordu yoksa ben mi öyle hissediyordum, bilinmez... Otobüs perona
yanaşmıştı ve az sonra annemi alıp gidecekti... Saatler dursa, akreple
yelkovanın kovalamacası bitiverse, diyordum içimden. Küçücük bir kuştum ben, ne
zaman büyümüştüm de yalnız başıma kanat çırpacak çağa gelmiştim...
"Yemene içmene dikkat et" dedi
annem "Aklımı sende bırakma!" Gözleri dolu doluydu... He desen bir
sağnak boşanacaktı gözlerinden ve ıslatacaktı gül yanaklarını... Bana bakmamaya
çalışıyordu... Uzaklara, hep uzaklara bakıyordu...
Ya ben? İçimde ne fırtınalar kopuyordu...
Nasıl bir cenderenin içindeydim... Göğsüme biri oturmuş boğazımı sıkıyordu...
Nefes alamıyordum...
"Adana yolcusu kalmasın" diye
bağırdı muavin... Allah'ım! Ne iğrenç bir sesti o? Ayrılığın hınzır uğultusu
dile gelmişti sanki ve yıllarca çınlayıp durdu kulağımda:
"Adana yocusu kalmasın"
"Adana yolcusu kalmasın"
"Adana yolcusu kalmasın"
Vakit gelmişti işte... Ayrılık saatiydi...
Annem gidiyordu ve ben yapayalnız kalacaktım bu hiç bilmediğim kentin ortasında
ve hiç bilmediğim bir yaşamın içinde... Annemim elini öperken:
"Boş ver okulu falan, haydi bin şu
otobüse de dönelim evimize" demesini bekliyordum... Çok erkendi, çok çok
erkendi ayrılmak için... Şu otobüs gitmese ya da o otobüste annemin yanında ben
de olsaydım...
Annem yerine geçmiş başını otobüsün camına
dayamış bana bakıyordu. Hayır, yanlış görmüyordum, ağlıyordu annem...
Yanaklarında bir ırmak coşmuş akıyordu... Hareket etti otobüs... Annem
ağlayarak bana bakıyordu ben ağlayarak anneme el sallıyordum... Otobüs çıkışa
yönelince koşmaya başladım. Otobüsün Adana'ya doğru döneceği kvşağa geldim.
nefes nefese beklemeye başladım. otobüs geldi, dönerken son bir kez el salladım
anneme... Hala ağlıyordu annem... Dizlerimin üzerine çöktüm ve sarsıla yıkıla
ağlamaya başladım...
Ne kadar ağladım, orada ne kadar kaldım
bilmiyorum... Yavaşça kalktım, kent merkezine doğru yürümeye başladım... Koca
kent üstüme üstüme geliyordu... Kendimi tutamıyordum... Ağlaya ağlaya geçtim
sokakları...
Annem
ne düşünmüştü? O gece yolculuk boyunca uyuyabilmiş miydi? Ne kadar ağlamıştı?
Bildiği bütün duaları okumuş muydu? O sıcacık sevgi dolu sesiyle:
"Emanetin Allah'a kuzum" derken içinde nasıl bir fırtına kopmuştu?
Ben ondan "haydi gidelim" demesini beklerken o da benden mi beklemişti:
"Beni bırakma, beni de götür anne" dememi. O zamanlar hiç
düşünmemiştim olayın bu boyutunu...
İşte tam yirmi dokuz yıl sonra hiç bilmediği
bir kentin ortasına hiç bilmediği bir yaşamın içine bırakmaya geldim oğlumu...
Ne yapacak ben gidince? Kendini nasıl savunmasız hissedecek? Nasıl da
ağlayacak? Nasıl da üşüyecek bu yalnızlık rüzgarında? Bunları çok iyi
biliyorum. Çok iyi biliyorum; çünkü yaşadım... Yaşadığım için de daha zor
geliyor oğlumu burada bırakmak...
Ah anacığım, Ah benim güzel anacığım! Ne
zormuş büyütüp besleyip salıvermek gökyüzüne... "Uçmalısın artık kendi
kanatlarınla" demek ve salıvermek gökyüzüne... Ne zormuş be anacığım...
Yirmi dokuz yıl önce senin içinde kopan kıyamet şimdi benim içimde kopuyor...
Ve öyle bir sarsılıyor ki yüreğim Rihter ölçeği çaresiz kalıyor bu sarsıntının
yanında... O otaogarda bana bakan gözlerin düşüyor aklıma... O gözlerin
sahibiyim şimdi... O gözlerle bakıyorum oğluma... Nasıl da güçlü görünmeye
çalışıyor? Nasıl da susuyoriçindeki çığlıkları bastırmaya çalışırken?
Ah oğlum, ah benim aslan oğlum! Çare yok, sen
de geçeceksin bu yollardan... Sen de yenile yeneile öğreneceksin yenmeyi... Sen
de gözyaşlarınla yıkayacaksın içindeki karayı...
Çare yok be çocuk, çaresi yok... Bir gün
mutlaka uçacaktın yuvadan. Demek ki bugüneymiş kısmet! Demek ki gelmiş yalnız
başına kanat çırpma zamanı!
"Üzülme" demeyeceğim, üzüleceksin
elbet. Ağlayacaksın geceler boyu... Olsun be çocuk, sancılıdır her yenilik.
Doğum sancısıdır bu... Güzel günlere gebe yaşam ve her güzellik gözyaşları ile
yıkanır, bunu sakın unutma...
"Ağlama" demeyeceğim, ağlayacaksın
elbet... Ağlama" demeyeceğim ve hatta birlikte ağlayalım... Birlikte
ağlamıştık annemle... Farklı yerlerdeydik belki; ama birlikte ağladık...
Az sonar ayrılacağız çocuk... Kendi
kanatlarınla uçacaksın ve biz farklı yerlerde olsak birlikte ağlayıp birlikte
güleceğiz daima...
Fatin
Murat SEFERBEYOĞLU