YÜREĞİMDE GİZLEDİĞİM

YÜREĞİMDE GİZLEDİĞİM (Fatin Murat SEFERBEYOĞLU'nun şiir kitabı...)
Kendi olmak, kendini yazmak... Üstelik kendi şiirini yazmak... Kendini yazarken yaşadığın toplumun bireyi olduğunun ayrımında olarak, toplumsal sorumluluğu üstlenerek yazmak... Fatin Murat SEFERBEYOĞLU bu bilinçle üretiyor şiirlerini. O, kendinden yola çıkarak bireyi olduğu toplumu, toplumun bireylerinden kendi bilincine yansıyanlarını yazıyor; yalın bir dille kolaycılığa kaçmadan... Bağlandığı damarın sorumluluğunu taşıyarak... Yüreğimde Gizlediğim'i okurken kendinizi, yüreğinizi bulacak; duyarlı bir yürekle bütünleşeceksiniz.



2 Ekim 2015 Cuma

Ayrılık yaman kelime!!!

                                        BUMERANG
           
                        Elimde tuttuğum Adana dürümün hiçbir anlamı yoktu o an... Ağzıma aldığım her lokma büyüdükçe büyüdüyordu... Boğazıma diziliyordu her lokma... "Olmayacak böyle" dedim, yarım bıraktım... "Yesene kuzum" dedi annem... Sesi mi titriyordu yoksa ben mi öyle hissediyordum, bilinmez... Otobüs perona yanaşmıştı ve az sonra annemi alıp gidecekti... Saatler dursa, akreple yelkovanın kovalamacası bitiverse, diyordum içimden. Küçücük bir kuştum ben, ne zaman büyümüştüm de yalnız başıma kanat çırpacak çağa gelmiştim...
"Yemene içmene dikkat et" dedi annem "Aklımı sende bırakma!" Gözleri dolu doluydu... He desen bir sağnak boşanacaktı gözlerinden ve ıslatacaktı gül yanaklarını... Bana bakmamaya çalışıyordu... Uzaklara, hep uzaklara bakıyordu...
Ya ben? İçimde ne fırtınalar kopuyordu... Nasıl bir cenderenin içindeydim... Göğsüme biri oturmuş boğazımı sıkıyordu... Nefes alamıyordum...
"Adana yolcusu kalmasın" diye bağırdı muavin... Allah'ım! Ne iğrenç bir sesti o? Ayrılığın hınzır uğultusu dile gelmişti sanki ve yıllarca çınlayıp durdu kulağımda:
"Adana yocusu kalmasın"
"Adana yolcusu kalmasın"
"Adana yolcusu kalmasın"
Vakit gelmişti işte... Ayrılık saatiydi... Annem gidiyordu ve ben yapayalnız kalacaktım bu hiç bilmediğim kentin ortasında ve hiç bilmediğim bir yaşamın içinde... Annemim elini öperken:
"Boş ver okulu falan, haydi bin şu otobüse de dönelim evimize" demesini bekliyordum... Çok erkendi, çok çok erkendi ayrılmak için... Şu otobüs gitmese ya da o otobüste annemin yanında ben de olsaydım...
Annem yerine geçmiş başını otobüsün camına dayamış bana bakıyordu. Hayır, yanlış görmüyordum, ağlıyordu annem... Yanaklarında bir ırmak coşmuş akıyordu... Hareket etti otobüs... Annem ağlayarak bana bakıyordu ben ağlayarak anneme el sallıyordum... Otobüs çıkışa yönelince koşmaya başladım. Otobüsün Adana'ya doğru döneceği kvşağa geldim. nefes nefese beklemeye başladım. otobüs geldi, dönerken son bir kez el salladım anneme... Hala ağlıyordu annem... Dizlerimin üzerine çöktüm ve sarsıla yıkıla ağlamaya başladım...
Ne kadar ağladım, orada ne kadar kaldım bilmiyorum... Yavaşça kalktım, kent merkezine doğru yürümeye başladım... Koca kent üstüme üstüme geliyordu... Kendimi tutamıyordum... Ağlaya ağlaya geçtim sokakları...
                        Annem ne düşünmüştü? O gece yolculuk boyunca uyuyabilmiş miydi? Ne kadar ağlamıştı? Bildiği bütün duaları okumuş muydu? O sıcacık sevgi dolu sesiyle: "Emanetin Allah'a kuzum" derken içinde nasıl bir fırtına kopmuştu? Ben ondan "haydi gidelim" demesini beklerken o da benden mi beklemişti: "Beni bırakma, beni de götür anne" dememi. O zamanlar hiç düşünmemiştim olayın bu boyutunu...
İşte tam yirmi dokuz yıl sonra hiç bilmediği bir kentin ortasına hiç bilmediği bir yaşamın içine bırakmaya geldim oğlumu... Ne yapacak ben gidince? Kendini nasıl savunmasız hissedecek? Nasıl da ağlayacak? Nasıl da üşüyecek bu yalnızlık rüzgarında? Bunları çok iyi biliyorum. Çok iyi biliyorum; çünkü yaşadım... Yaşadığım için de daha zor geliyor oğlumu burada bırakmak...
Ah anacığım, Ah benim güzel anacığım! Ne zormuş büyütüp besleyip salıvermek gökyüzüne... "Uçmalısın artık kendi kanatlarınla" demek ve salıvermek gökyüzüne... Ne zormuş be anacığım... Yirmi dokuz yıl önce senin içinde kopan kıyamet şimdi benim içimde kopuyor... Ve öyle bir sarsılıyor ki yüreğim Rihter ölçeği çaresiz kalıyor bu sarsıntının yanında... O otaogarda bana bakan gözlerin düşüyor aklıma... O gözlerin sahibiyim şimdi... O gözlerle bakıyorum oğluma... Nasıl da güçlü görünmeye çalışıyor? Nasıl da susuyoriçindeki çığlıkları bastırmaya çalışırken?
Ah oğlum, ah benim aslan oğlum! Çare yok, sen de geçeceksin bu yollardan... Sen de yenile yeneile öğreneceksin yenmeyi... Sen de gözyaşlarınla yıkayacaksın içindeki karayı...
Çare yok be çocuk, çaresi yok... Bir gün mutlaka uçacaktın yuvadan. Demek ki bugüneymiş kısmet! Demek ki gelmiş yalnız başına kanat çırpma zamanı!
"Üzülme" demeyeceğim, üzüleceksin elbet. Ağlayacaksın geceler boyu... Olsun be çocuk, sancılıdır her yenilik. Doğum sancısıdır bu... Güzel günlere gebe yaşam ve her güzellik gözyaşları ile yıkanır, bunu sakın unutma...
"Ağlama" demeyeceğim, ağlayacaksın elbet... Ağlama" demeyeceğim ve hatta birlikte ağlayalım... Birlikte ağlamıştık annemle... Farklı yerlerdeydik belki; ama birlikte ağladık...
Az sonar ayrılacağız çocuk... Kendi kanatlarınla uçacaksın ve biz farklı yerlerde olsak birlikte ağlayıp birlikte güleceğiz daima...


                                                                                              Fatin Murat SEFERBEYOĞLU