YÜREĞİMDE GİZLEDİĞİM

YÜREĞİMDE GİZLEDİĞİM (Fatin Murat SEFERBEYOĞLU'nun şiir kitabı...)
Kendi olmak, kendini yazmak... Üstelik kendi şiirini yazmak... Kendini yazarken yaşadığın toplumun bireyi olduğunun ayrımında olarak, toplumsal sorumluluğu üstlenerek yazmak... Fatin Murat SEFERBEYOĞLU bu bilinçle üretiyor şiirlerini. O, kendinden yola çıkarak bireyi olduğu toplumu, toplumun bireylerinden kendi bilincine yansıyanlarını yazıyor; yalın bir dille kolaycılığa kaçmadan... Bağlandığı damarın sorumluluğunu taşıyarak... Yüreğimde Gizlediğim'i okurken kendinizi, yüreğinizi bulacak; duyarlı bir yürekle bütünleşeceksiniz.



7 Ağustos 2010 Cumartesi

Günün Yazısı

                                             S E S İ N Ç A R P I Y O R S E S İ M E

Günlerdir sevdiğimi söylemek,seviyorum demek,bir başka anlam içeriyor yüreğimde...Ayaklarının ucuna basarak usulca girdiğin dünyamda fırtına sonrası dinginlik var şimdi.Sessiz sedasız gelmiştin,beklenmedik bir konuk gibi...”Dur! Kimsin? Parolası nedir sevdanın? “bile diyememiştim.Öylesine aç,öylesine susuzdum sevmeye,sevilmeye...Günlerce sorguladım kendimi...Yalnızlık canıma tak demişti de onun için mi yüreğim bu ansızın çıkıp gelen konuğa dur dememişti.Yoksa sevdayı besmele ile ağzına alması gerekenlerin dediği gibi bir yanılsama mı yaşıyordum.Yanıt gecikmedi,yanıtı yüreklerimiz verdi,gözlerimiz anlattı.Bu bir sevdaydı,onurlu ve yürekli bir sevda hem de...Ne bendeki kalabalık yalnızlık ne sendeki özgürlüğe kavuşma şaşkınlığı...Hiçbir şey sevdamıza gölge düşüremedi.Bu sevdayı karalama adına yapılan her hile göndericisine iade edildi,onurun ve dürüstlüğün gücüyle...
............. .
Bir inancı taşır gibi ya da bağlanır gibi bir inanca öylesine sevmiştim seni...Yoklukların,acıların,hüzünlerin ve zulümlerin bütün itliğiyle sırıttığı ve dişlerini etime batırdığı bir dünyada ölümü hiçe saymanın diğer adıydın sen...Siyah-beyaz bir fotoğrafın esrikliğini taşımak,anıların duldasında yağmurdan korunmak,özlemlerle yaşayıp kendine acımanın eşiğine yüz sürmek senden öncesini anlatmaya belki yetebilir.Hani korkulan fotoğraflar vardır,korkulan ve bakılamayan fotoğraflar....Oysalar taşır,keşkeler barındırır da karabasan gibi çöker üstüne,daraltır göğsünü,yakar içini...İşte o fotoğrafların içinde yaşadım ben ve o fotoğrafların içinde uzaklaştım insanlardan,yalnızlığa koştum,kimsesizliğe soyundum...
..........
Bir ilkbahar serinliği ve mart ılıklığıyla başladı her şey...Yağmur olup yağdın yüreğime.Sen yağdın ben yazdım,ben yazdım sen çoğaldın.Yaşamak seninle başladı,direnmek seni anlattı.Ekmek tadında,su azizliğinde sevdim seni...Sen vardın yeşil daha bir yeşildi...Sen vardın insan daha bir insandı....Sen vardın bilinmezin sırrı yoktu kitabımda...Sen vardın yitik değildi umutlar,umutları barındıran sokaklar,sokakları taşıyan kentler...
......
Seni anlatmanın,seni yaşamanın,seni sevmenin anlatımında kör-topal kalıyordu sözcükler...Cümleler edilgen,özneler yitikti bu iklimde...Tanımını arayan bir olgu gibi ortalığa düşmüştü yüreğim...Sevdanın anlatımı seni karşılayacaktı,biliyordum ama sözcüklere dökemiyordum.Kalem suskun,diller tutuktu...Birinci tekilin ikinci tekille olan birinci çoğul olma kavgasıydı belki de beni böyle çar-naçar bırakan.Bildiğim tek şey vardı,adınla başlıyordu yaşamak....
“Ben seninle varım”dediğimde gülmüştün bana anımsar mısın?”Acıma kendine”demiştin “Sen çok güçlüsün”Bir acıma değildi aslında yaşadığım.Evet senden önce de vardım ben.İçime atmakta üstüme yoktu dertleri.Saçlar beyazlıyor,çember daralıyordu belki ama hiç paylaşmıyordum dertlerimi...Gücüm suskunluğumla anılıyordu belki de...Kişiye özel ve adrese teslim acılar yaşıyordum.Bir ben biliyordum acının ağırlığını bir de göz yaşlarıma tanık sessiz duvarlar...
.....
Seni bir bulup bir yitirmeyi sevdim belki de...Bir deniz feneri gibi yanıp sönüyordun karanlıklarda ve ben seni görüyor ama sana yaklaşamıyordum...Sana yaklaşmak sulara gömülmekti belki...Kayalara çarpıp alabora olmak ya da su alarak usul usul batmaktı denizin dibine...Oysa karanlıklar seninle ışıyor,kara seninle görünüyordu.Yani kıyı boyu bir yolculuktu belki bu sevda...
Belki de gidip gelmelerini sevdim,acıyla harmanlanan yolculuklarda... Tam da varmak üzereyken istasyona yolumu değiştiren bir makasçıydın belki de...Görünen her son durak bir serap oluveriyordu çöl susuzu yüreğimde...Ve ben ulaşmak istedikçe yaklaşan,ulaştıkça uzaklaşan seni seviyordum....
Yanımda olup uzakta durmanı sevdim belki de...Yüreğin yüreğimdeyken resimlerinle avunmayı sevdim...Akıntılarda yorgunluğum,tek yönlü akışlarda şaşkınlığımdın yani...Direnişler seninle güzel,yönler seninle doğruydu.Ve ben şaşırtmalarını seviyordum alışılagelmişlikler içinde...
Belki de bir sınır kaçakçısının cebine konan pasaport burukluğuydun... Elini kolunu sallayarak sınır aşmanın anlamsızlığıydın,korkulu ve tedirgin yürümelerin karşısında... “Bugün de mayına basmadım”diyebilmenin şükür dolu duasıydın dilimde....Ve ben şüküre bulaşmış yaşamayı seviyordum sende...
Yabaninane tazeliğiydin betonlarla çevrilmiş ömrümde...Ve ben senin ardınsıra dağlardaydım,yar kenarı patikalar boyunca...Nefes kesen,diz titreten yüksekliklerde,korkuyu yok eden kokunu seviyordum.Kokun dolduruyordu ciğerlerimi ve kokunla unutuyordum yardan düşen sevinçleri....
Bir ömürle özdeş bir gündün belki de...Ve ben o günün her anını seviyordum.Her yanım sen doluyor,her saksıda seni büyütüyordum... Gökyüzünde bir uçurtma,sularda bir oltaydım seni sevdiğimde....Mavilikler özgürlük,ekmekti mavilikler...Zıpkın yemiş bir balıktım belki de....Özgürlüğü tel boyu,yaraları sular donduran....Yani nereden baksam sen,nereye dönsem sen ediyordu bütün toplamlar,bütün çarpımlar...Çarpım tablosunda elde kalan yalnızlıktın belki de...
Belki de bir mahpusun,kilometrelerce süren üç beş metrelik voltasıydın avlularda...Özgürlük isteyen bir tutsak yürüyüştün içimde...Adımlar hızlandıkça duvarların yükseldiği bir acımasız vurgundun dünyamda...Ve ben göğe tutsak bakışlarda buluyordum seni...Masmavi kuruluyordun gözlerime,bir serinlik vuruyordu tel örgülere...
Bunca yalnızlıktan sonra şimdi çelişkiler yumağına öykünüyor beynim...”Acıların paylaşımı olur mu?Yani çektiğin acıyı bir başka yürek duyabilir mi?Duysa da senin kadar üzülebilir mi:Eyleme ve desteğe dönüşmeyen sözler kuru bir tesellinin ötesine geçebilir mi?Yalnızca sözde kalan destekler acıları çoğaltıp yalnızlıkları arttırmaz mı?”Bilinmeyenler içinde bilineni arıyorum aslında.Hiçbir şey bilmediğini öğrendiği zaman daha çok dokunuyor insana bunca yıl biliyor olduğunu sanmak.Bunu bilmek bile bu sorulara yanıt vermiyor.
Sen benim yüreğime konuşmayı öğrettin...Sağır değil dilsizdi içim...Kopan fırtınalar suya sabuna dokunmuyordu belki ama ömrüme dokunuyor,gençliğimi heder ediyordu.İçime attığım her hüzün bir tutam beyazla dönüyordu saçıma...
Şimdi adınla başlayan yağmurlarda arınıyorum dertlerden...Susmalardan değil paylaşımlardan alıyorum gücümü...Yanıtsız sandığım sorular seninle çözülüyor şimdi...Sen varsan acının paylaşımı da vardır elbet diyorum.En güzel duyguları paylaşan insan yüreğin acıları da paylaşır diyorum.
Bir sevdayı anlatmak o kadar zor ki çaresiz kalıyor kelimeler...Hele de senin gibi güzel,senin kadar insansa sevdalı...Oturdum,aldım elime kalemi ve canımın tarlasından devşirdim kelimeleri...Kendimi koştum sabana ve altını üstüne getirdim toprağın...
Beynim huzursuz,yüreğim tedirgin vurdum düşünceleri beyaz kağıda...Kim bilir bakarsın bire bin verir toprak,bakarsın başağa durur sevdamız...

Fatin Murat SEFERBEYOĞLU

Hiç yorum yok: