YÜREK YANGINI
Bugün 4 Şubat… Bugün tam on sekiz yıl oldu sesini duymayalı, yüzünü görmeyeli… Tam on sekiz bahar geçti, sen gideli… Usta’nın dediği gibi “güneşin etrafında on (sekiz) kere döndü dünya” sen gideli….
Seni ne çok özlediğimi, gidişine ne çok yandığımı anlatmaya sözcükler yeter mi bilmiyorum… Bildiğim bir şey var ki yaşam insana çok şey öğretiyor; ama bütün öğrettikleri aslında bir varlığın çevresinde dönüp duruyor… İnsan yaşamı ikiye ayrılıyor aslında: anne varken ve anne yokken…
Sen varken güzel anam; gökyüzü daha bir maviydi, baharlar yalan tanımıyor, sokaklar yalnızlığa çıkmıyordu… Ne vakit yorulsam seni buluyordum yanımda… Ne vakit ağlasam, senin omzun vardı, başımı taşıyan… Ne vakit sendelesem, senin ellerin vardı, bana dayanak… Şimdi bu sözleri söylüyorum ama; sen varken bunların farkında bile değildim… Kerameti kendimde görüyordum… Ben güçlüyüm, ben yenilmem, ben yıkılmam diyordum, arkamdaki gücün farkına bile varmadan…
Meğer yaşam ne zormuş güzel anam… Meğer baharlar ne kadar yalancıymış… Meğer mavinin içinde acının bin bir rengi nasıl da saklıymış…
İnsan, niye elindekinin değerini yitirince anlar, be anacığım… “Şimdiki aklım olsa” diyerek söze başlamak neden canımıza yapışmış bir illettir… Ben çocukken sen gizli gizli ağlardın ve ben senin bu ağlamalarından hiçbir şey anlamazdım… Kimi zaman da bizim yanımızda aktırdın göz yaşlarını… “Neden ağlıyorsun?” diye sorduğumda hep aynı dizeleri tekrarlardın:
“Ana başta tac imiş/ Her derde ilac imiş/ Bir evlat pir olsa da/ Anaya muhtac imiş”
Çocuk aklımla anlayamazdım, ne demek istediğini… Kocaman bir kadın, üstelik bir anne, niye ağlar ki annesinin ardından derdim… Şimdi çocuklarım da aynı soruyu kendilerine soruyorlardır, eminim…
Sonra gençlik dönemi… Küçük dağları yaratan benim edalarında, her söylediğine karşı çıkardım… “Bu annem de çok oluyor artık, ben büyüdüm kabul etse artık!” derdim kendi kendime… Ve boynu bükük, gözü yaşlı beni üniversiteye uğurladığın günler gelip çattı… Büyük bir kavganın baş rol oyuncuları sanıyorduk kendimizi – ki bugün bu oyunlarda bir figüran bile olmadığımızı anlıyorum, içim acıyarak – sen, “yapma oğlum” diyordun, ben inat ediyordum… “Annem, anlayamaz beni, ne de olsa kuşak farkı var” diyordum, çok bilmişçesine…
Bütün bu yaşananlar da nasıl sabırlı davrandığını, yaptığım bütün asiliklere nasıl göğüs gerdiğini şimdi anlayabiliyorum, beni affet güzel anam…
Sonra o kara gün gelip bağdaş kurdu yaşamımıza… Bir daha dönmemecesine giderken sen, bana da yaşamımda nasıl bir yer kapladığını, anlattın… Bu son dersin oldu bana… Her zaman ki gibi kızmadan, bir kez olsun “of!” bile demeden, geçip gittin ömrümden…
Bir güz yağmuru muydun sen anne, yoksa kış ortasında gelen bir yalancı bahar mıydın?
Senden sonrasını ne sen sor ne ben söyleyeyim güzel anam… Kocaman bir boşluk… Nereye dönsem sağır duvarlar… Kiminle konuşsam onulmaz bir yalnızlık…
Bugün 4 Şubat… Tam on sekiz yıl oldu, sesini duymayalı, yüzünü görmeyeli… Gidenin ardından elden bir şey gelmiyor anne… Yürekte bir köz için için yanıyor… Bazen kül bağlıyor ateşin üstü… Ama bir rüzgar esmeye görsün kor ateşlerde kavruluyor içim… Bugün fena esiyor rüzgar anne, bugün fena kavruluyor yüreğim…
Fatin Murat SEFERBEYOĞLU
Ve sen daha demincek, yıllar da geçse demincek; bıçkılanmış dal gibi ayrı düştüğüm ÖMRÜMÜN SEBEBİ; USTAM; SEVGİLİM...
YÜREĞİMDE GİZLEDİĞİM
YÜREĞİMDE GİZLEDİĞİM (Fatin Murat SEFERBEYOĞLU'nun şiir kitabı...)
Kendi olmak, kendini yazmak... Üstelik kendi şiirini yazmak... Kendini yazarken yaşadığın toplumun bireyi olduğunun ayrımında olarak, toplumsal sorumluluğu üstlenerek yazmak... Fatin Murat SEFERBEYOĞLU bu bilinçle üretiyor şiirlerini. O, kendinden yola çıkarak bireyi olduğu toplumu, toplumun bireylerinden kendi bilincine yansıyanlarını yazıyor; yalın bir dille kolaycılığa kaçmadan... Bağlandığı damarın sorumluluğunu taşıyarak... Yüreğimde Gizlediğim'i okurken kendinizi, yüreğinizi bulacak; duyarlı bir yürekle bütünleşeceksiniz.
Kendi olmak, kendini yazmak... Üstelik kendi şiirini yazmak... Kendini yazarken yaşadığın toplumun bireyi olduğunun ayrımında olarak, toplumsal sorumluluğu üstlenerek yazmak... Fatin Murat SEFERBEYOĞLU bu bilinçle üretiyor şiirlerini. O, kendinden yola çıkarak bireyi olduğu toplumu, toplumun bireylerinden kendi bilincine yansıyanlarını yazıyor; yalın bir dille kolaycılığa kaçmadan... Bağlandığı damarın sorumluluğunu taşıyarak... Yüreğimde Gizlediğim'i okurken kendinizi, yüreğinizi bulacak; duyarlı bir yürekle bütünleşeceksiniz.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder