ÇIKMAZ SOKAK
Oktay SİNANOĞLU’nu tanıyor musunuz? Atilla İLHAN, 24.05.2000 tarihli Cumhuriyet gazetesinde şöyle anlatıyor Oktay SİNANOĞLU’nu:
“ABD Bilim ve Sanat Akademisi’nin ilk ve tek Türk üyesi… İki kere Nobel adayı… Kim bu adam? Kim bu çetin Türkçe Öğretim savaşçısı? Onu niye hepimiz yeterince tanımıyoruz? Sinanoğlu, ABD nam ülkede çok genç yaşta profesör olmuş, bir harika çocuk; ülkesindeki “Amerikan Rüyası” nın yanlış yaygınlığından, Türkçenin itilip kakılarak, herhangi bir sömürgedeki “yerli dili” muamelesi görmesinden son derece rahatsız.”
İçimizde kaç kişi, Oktay SİNANOĞLU adını duydu? Kaçımız, Oktay SİNANOĞLU’nun bir makalesini olsun okudu? Hele o güzelim “Bye Bye Türkçe” kitabını kaçımız başucu kitabı yaptı? İnanıyorum ki, bu sorulara evet yanıtı verecek insanların sayısı bir elin parmaklarını geçmez!
SİNANOĞLU, kitabında “Türkçe giderse Türkiye gider” diyor ve gerekçelerini sıralıyor… Yıllardır ülkemizde uygulanan politikaların yanlışlığından söz eder dururuz… Ama bilmeyiz ki politika yanlış değildir, politika istenen amaca hizmet etmektedir. Peki nedir, istenen amaç? Emperyalizme, yalın ayak baş kabak isyan etmiş; bu savaşı kazanarak bağımsızlığını yakalamış bir ulusu, tekrar sömürgeye dönüştürmek, işte asıl amaç bu…
Silahla, savaşla, işgalle yok edemedikleri ulusu kültür işgali ile dönüştürmeye çalışmaktadır, egemen güçler…
Bir Dahi’nin peşinde şaha kalkmış bir ulusu, demir ağlarla örülmüş bir ülkeyi yok etmek için, önce yollar yaptılar, sonra demir yollarını ikinci plana atıp ürettikleri otomobilleri sattılar… Otomobil demek, para demekti; Otomobil demek petrol satışı demekti… Bunların yetmeyeceğini biliyorlardı… Üretim değil tüketim önemliydi onlar için ve insanlarımızı tüketmeye alıştırdılar… Kanlı çizmelerini Ege’nin mavi sularına gömdüğümüz emperyalizm, sinsice geldi ve bağdaş kurdu soframıza…
1980’li yıllarda bir adım daha ileri gittiler ve televizyonun sihirli dünyasından gülümsediler bize… Onlar gibi konuşmaya başladık… Onlar gibi giyinmeye can attık… Dallas, Flamingo Yolu, Yalan Rüzgarı gibi dizilere odaklandı halkımız… Ve yavaş yavaş sokaklarda onların dili ile yazılmış tabelalar çıktı karşımıza…
Kafe’ler, showroom’lar, plaza’lar girdi yaşamımıza… Sonra mı, on bin yıllık bir dili, işgal altında bıraktık… Artık “evet” demiyoruz, “okey” var çünkü… Artık “yarı yarıya” demiyoruz, fifti fifti” var çünkü…
Kendimizi bu işgal oyununa öylesine kaptırdık ki, Avrupa şarkı yarışmasında, Türkçenin kırlarında dolaşmıyoruz, onu da dünya dili “İngilizce” ye teslim ettik… “Düm tek tek” ne de güzel uydu değil mi “baby” ile!!!!
Bütün bunları acı ve şaşkınlık içinde izlerken Timur Selçuk’un bir şarkısı gelip dilime dolanıveriyor: nereye payidar, nereye/ çıkmaz bu yol bir yere…
İşte çıkmaz bir sokakta duvara doğru hızla giderken arabamız, Oktay SİNANOĞLU, ta Amerika’dan bağırıyor: “Türkçe giderse, Türkiye gider”
Çocuklarımız “dünya dilini” öğreteceğiz diye kendi dilini bilmeyen, dilini bilmediği için değerlerinden uzaklaşan bir toplum yaratıyoruz farkında mısınız? Artık çocuklarımıza SBS de ÖSS de atasözleri ve deyimleri soruyorlar ve ne acıdır ki çocuklarımızın yüzde doksanı atasözleri ve deyimleri bilmiyorlar… Çocuklarımızın yüzde doksanı doğduğu, büyüdüğü yöreye ait bir türkü adı ya da bir mani söyleyemiyor; ama ne acıdır ki ilköğretim dördüncü sınıftan itibaren yani daha doğru dürüst kendi dilinin özelliklerini bilmeden “dünya dili”ni öğrenmeye zorlanıyorlar…
Uyan Türkiye, atı lan Üsküdar’ı geçiyor, tanklarla, toplarla gelmiyor artık düşman… Dilimizde, soframızda, sokağımızda, kentimizde bizimle birlikte dolaşıyor…
Fatin Murat SEFERBEYOĞLU
Ve sen daha demincek, yıllar da geçse demincek; bıçkılanmış dal gibi ayrı düştüğüm ÖMRÜMÜN SEBEBİ; USTAM; SEVGİLİM...
YÜREĞİMDE GİZLEDİĞİM
YÜREĞİMDE GİZLEDİĞİM (Fatin Murat SEFERBEYOĞLU'nun şiir kitabı...)
Kendi olmak, kendini yazmak... Üstelik kendi şiirini yazmak... Kendini yazarken yaşadığın toplumun bireyi olduğunun ayrımında olarak, toplumsal sorumluluğu üstlenerek yazmak... Fatin Murat SEFERBEYOĞLU bu bilinçle üretiyor şiirlerini. O, kendinden yola çıkarak bireyi olduğu toplumu, toplumun bireylerinden kendi bilincine yansıyanlarını yazıyor; yalın bir dille kolaycılığa kaçmadan... Bağlandığı damarın sorumluluğunu taşıyarak... Yüreğimde Gizlediğim'i okurken kendinizi, yüreğinizi bulacak; duyarlı bir yürekle bütünleşeceksiniz.
Kendi olmak, kendini yazmak... Üstelik kendi şiirini yazmak... Kendini yazarken yaşadığın toplumun bireyi olduğunun ayrımında olarak, toplumsal sorumluluğu üstlenerek yazmak... Fatin Murat SEFERBEYOĞLU bu bilinçle üretiyor şiirlerini. O, kendinden yola çıkarak bireyi olduğu toplumu, toplumun bireylerinden kendi bilincine yansıyanlarını yazıyor; yalın bir dille kolaycılığa kaçmadan... Bağlandığı damarın sorumluluğunu taşıyarak... Yüreğimde Gizlediğim'i okurken kendinizi, yüreğinizi bulacak; duyarlı bir yürekle bütünleşeceksiniz.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder